31 Aralık 2011 Cumartesi

Yılın Son Günü

Bugün 31 Ocak 2011. Bu yılın son günü.
Öylesine bir şeyler yazmak geldi içimden.
Yazayım, rahatlayayım :)

Sıradan geçen bir yıldı, kayda değer pek bir şey olmadı. Olduysa da hatırlayamıyorum şu an :) 2011'in bana hatırlatacağı tek şey, yeniden işe başlamış olmak...Onun dışında ne iyi ne kötü.

Bugünlerde herkeste bir yılbaşı telaşı... Ben bir türlü dahil olamıyorum bu koşuşturmaya. Benimki günlük, sıradan koşuşturmadan ileri gitmiyor... Çünkü yeni yıl kutlamaları oldum olası ilgimi çekmemiştir.  Hatta gereksiz bulurum. Ama gene de pek dillendirmek istemem. Herkesin isteğine saygı duyarım. İsteyen coşkuyla kutlar, isteyen kutlamaz. Ama benim için, diğer günlerden hiç bir farkı olmayan bir gün...

Ama  yılbaşı geldiğinde bana özel bir mutluluğum vardır, doğum günümün yaklaştığını hatırlar, sevinirim. Bu yıl 35 olacak olmama rağmen sevincimde bir azalma yok, aynen devam ediyor :)

Dediğim gibi, benim için sıradan bir gün ve gece...
Kutlama yapmıyorum ama 2012 için kendime liste yapmaktan geri kalmadım...
Daha çok farkındalık istiyorum kendim için.
Öylesine yaşanmış bir 35 yılım var, bundan sonra daha bilinçli olmak istiyorum.
Beni mutsuz eden şeyleri hayatımdan çıkartacağım, en azından çıkartmak için adım atacağım.
Kilo vereceğim, çünkü artık kendimi bu kiloyla mutsuz hissediyorum.
Bir kaç şey daha var, ama onlarla ilgili henüz net bir fikrim yok, oldukça paylaşacağım.

2012'den en çok huzur ve mutluluk istiyorum. Sadece kendim için değil, herkes için

Son olarak, bu yıl kuzumla geçirdiğim yıllardan biriydi, bunun için binlerce kez şükürler olsun. O'nun varlığı için her gün şükrediyorum zaten. Bu hayatta yaptığım en güzel şey O.

:)  <3


27 Aralık 2011 Salı

Yaş 35'e Doğru...

10 gün sonra 35 yaşında olacağım.
Hey gidi hey!
İnanamıyorum.
Bu yaşa geldim, kendimle ilgili bilmediğim ne çok şey var hala...
Mesela, armut sevdiğimi yeni farkettim. Bir kaç gün oldu daha.
İsteyerek ilk domatesi de 30 yaşımda yemiştim. O yaşa kadar sevmediğim düşünür, yemezdim.
Sırada ne var acaba???
Neyi idrak edip kendime şaşıracağım?
Merakla bekliyorum, sevgiler...

Kış Halleri

Kış gelince, haliyle hastalıklar da geldi. Sırayla hepimiz hastalanıyoruz. Geçen hafta kuzum hastaydı, bu hafta ben. Neyseki çaresiz hastalıklar değil, tek tesellim bu oluyor. İlaçlarımızı alıp, iyileşmeyi bekliyoruz.

Malum kış geceleri çok uzun. Kuzumu uyutmaya çalışırken, çoğu zaman ben de uyuyakalıyorum. Uyumadığım zamanlarda, keçelerimle uğraşıyorum. Bir kaç şey yaptım, hoşuma da gitti doğrusu.

Bu, yeğenim için yaptığım kapı süsü.  Daha güzel olabilirdi ama, gene de beğendim.Bir benzerini de kızım için yaptım. Bitirir bitirmez, onu da paylaşacağım.


Bu da kendim için yaptığım küçük el çantası. Bu iki rengi hem birarada, hem de ayrı ayrı çok severim. Beni tanıyanlar özellikle yeşil renkle olan münasebetimi bilirler. :)

Bunların dışında kızım için bir yastık ve küçük figürler de yaptım. Kışın daha verimli olduğumu hep söylerim. Onların da fotoğrafını çeker çekmez paylaşırım. Şimdilik bu kadar.

Herkese hastalığın az olduğu, hatta hiç olmadığı günler dilerim :))

5 Aralık 2011 Pazartesi

4 Yaşımızı Bitirdik!

Blogumu çok ihmal ediyorum. Yazın koşuşturma diyordum, kışa ne bahane bulacağım bilmem :)

Bu geçen uzun sürede çok şey oldu. Kuzumun 4. doğum gününü kutladık. Bu yıl 2 ayrı kutlama yapmayı planlamıştım. İlki okulda, ikincisi evimizde yapılacaktı. Ama planlı olmayan bir kutlama daha yaptık anneannemizin evinde.  Ben de "o zaman 4. yaş için 4 kutlama yapalım" diyerek dahiyane bir fikir attım ortaya... Ve 4. kutlamayı da öylesine, sadece 4'e tamamlamak için yaptık. Kuzuma bir sürü hediye geldi. Herkese tek tek teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Çocukları sevindirmek ne kadar şahane bir şey! Kuzumun yüzündeki sevinci görmek, benim için dünyanın en büyük mutluluğu.



12 Ekim 2011 Çarşamba

Hediye Kutu

Yeni izlemeye başladığım bir blog Tarchin Tasarım. Çok güzel bir dekupaj çalışma hediye edecekmiş, çekilişe katılmak gerekiyormuş. Ben de şansımı denemek istedim. El emekleri benim için çok değerli. Yaptığım için biliyorum, kıymet verilmesi gerek. Umarım bu kutuyu kazanan kişi de değerini bilir.

Elişini çok seviyorum. Bir ara -yaz mevsimi sebebiyle- biraz ihmal etmiştim ama akşamları ufak ufak başladım yapmaya. Yakında, yaptıklarımı paylaşmaya devam edeceğim.

Siz de bu kutu için şansınızı denemek isterseniz buraya bir bakın :)

11 Ekim 2011 Salı

Neden???

Şimdi yazacağım şey, kimilerine çok tanıdık gelecektir. Çünkü benim gibi insanlar olduğunu biliyorum. Kimileri ise, düşündüklerime ve hissettiklerime şaşıracaktır. Ama şaşıracak kimsenin bu satırları okuyacağını sanmıyorum :)


Belli bir yaşa gelene kadar, yalancı insanlar olduğunu bilmezdim. Herhangi birisi bana bir şey anlattığında "Acaba doğru mu söylüyor?" diye düşünmek aklıma gelmezdi. Bir şeyi söylüyorsan, doğrudur çünkü. Doğru olmayan şeyi söylesen n'olur! Şimdi diyeceksiniz ki, "sanki hiç yalan söylemedin!" Söyledim tabi, söylemez miyim? Ama hayati yalanlar değildi söylediklerim. Kimseyi kandırmadım.  Bunu bir meziyet olduğu için söylemiyorum. Aslında olması gereken bu değil mi???

Evimize başka bir evden yiyecek bir şey geldiğinde "Iyy! Acaba yaparken içine ne koydu? Elleri temiz miydi?" diye de düşünmezdim. Biz komşularımızla bir şey paylaşırken, kendi yediğimiz şeylerden verirdik çünkü. Evde yenmeyen bir şeyi, niye başkasına verelim.?

Büyüdükçe, bütün insanların benim gibi olmadığını gördüm, hayretle! Bazıları için başkasının yaptığı bir şeyi yemek, 'iğrenç'ti. Bazılarının ise; insanın gözünün içine baka baka yalan söylerken, hiç utanmadıklarını gördüm. Dehşete düştüm!

Bir insan, niye yalan söyler, bunu anlayabileceğimi sanmıyorum. Nasıl bir ruh halidir, nasıl bir ihtiyaçtır bilemiyorum. Doğruyu söylemek varken; kime, ne söylediğini hatırlamaya çalışmak, daha mı kolay ki? Ben birisinin yalan söylediğini anladığımda, anladığımı belli etmeye bile utanırdım, mahçup olmasın diye. (Ben de biraz fazla safmışım, itiraf ediyorum!)

Artık biraz akıllandım diyordum kendi kendime...

Derken nurturia'daki üçüzler olayı patladı! İçten içe tutarsızlıklar görsem de "Yok artık! Bu kadar alenen yalan söylenmez" diyordum. Meğer, hepsi ucuz bir ajitasyonmuş. İnsanların, insani duygularıyla verdikleri paralar, birilerinin cebine giriyormuş. Ben de yardım ettim üçüzlere (Yardım ettiğim üçüzler değilmiş gerçi ya, neyse!) Çok değildi gönderdiğim para, ama gönderdim. O an banka hesabımda daha fazla olsaydı, belki de daha fazlasını gönderirdim. Vicdanım elvermedi, es geçemedim... Kendi çocuğumu düşünerek; o da aynı durumda olsaydı ne yapardım diyerek hareket ettim.

Ve bir kez daha iyi niyetimin kurbanı oldum. Ben, gerçekten üzüldüm o çocuklar için. Gözyaşı döktüm. En çok üzüldüğüm şey, kandırılmış olmak değil. Ne biliyor musunuz? İnsani duygularımı kaybediyor olmak! Artık böyle bir olay olduğunda "acaba doğru mu?" diye düşüneceğim çünkü. Belki gerçekten yardıma ihtiyacı olan birine, sırf şüpheyle yaklaştığım için yardım etmeyeceğim. Benim gibi insanlar çoğalacak, birbirine güvensiz birer insan topluluğu olacağız. :(

Çok mu abarttım?

Olan bu değil mi peki? Bu tiyniyetsiz insanlar yüzünden olmuyor mu bu güvensizlik?

Bir sonuca bağlamak gerekirse:

Bugüne kadar hayatıma giren yalancılara, bir açıdan teşekkür ediyorum;  ağızdan çıkan her kelimenin doğruluğuna dair olan inancımdan vazgeçirdikleri için... Ama çokça da kızgınım; gitgide duyarsızlaşan bir insan olmama sebep oldukları için...

Nokta.



16 Eylül 2011 Cuma

Nurturia Sobesi


Sitenin kurucusu Damla'nın başlatmış olduğu bir mim. Çok aktif bir üye sayılmam ama, işyerinde ilk işim Nurturia'yı açmak olur:
Çocuklu hayat paylaştıkça güzelleşiyor-Nurturia,

Nurturia’da içinden geleni söyleyebilmeyi ve içinden geleni söyleyebilecek bir sürü insan olduğunu bilmeyi  çok seviyorum.

Nurturia’da kötü haberleri hiç sevmiyorum.

Nurturia olmasaydı olmazdı, iyi ki var.
 
Nurturia’da herhangi bir sorun olduğunda gerçekten üzülen, samimi insanlar var.

Nurturia’da kendini bir şey zanneden samimiyetsiz insan topluluğu yok.

Nurturia’da keşke daha aktif olsam :))

Ben de, canım arkadaşım thalassapolis_Deniz, tiryakianne ve deryaninkuzusu'nu  mimliyorum.

Nurturia'yı seviyorum... 


Kuru Fasulye Yiyen Kuzu

Kuzumun 2011-2012 yılı okul sezonu başladı. Güzel bir başlangıç yaptık. İlk gün biraz zorlansak da, ikinci gün tamamen atlattık bu sendromu. Kızım okulunu seviyor artık. Veee benim için asıl gelişme: Yemek yiyor.
Bunda şaşılacak ne var diyebilir çoğu insan. Bense hem şaşkınım, hem mutluyum; çünkü artık ıvır-zıvır değil, meyve, sebze, bakliyat yiyor. Bugüne kadar kızıma, kendi isteğiyle hiç sebze yediremedim. Hiç derken; çok küçükken  yiyordu. Hem de severek. Ne olduysa 2 yaşından sonra oldu. Sebze yemeklerini, yoğurt, pilav, makarna ve bunun gibi şeylerln altına gizleyerek yedirebiliyordum. Ona rağmen, tadını alıp "anne, bu kaşığa sebze bulaşmış" deyip, farkettiği andan itibaren yemiyordu. Her gün 1 kase çorba içsin diye, yapmadığım numara kalmıyordu evde. Çünkü çorba yaparken, hangi sebze varsa onu da katıyorum. Amaç: Kuzumun kursağından sebze geçsin...
Geçen yıl, okuldaki yemekleri çoğu zaman yemiyordu. Öğleden sonra gittiği için, evde yaptığı kahvaltı ve okuldaki ikindi kahvaltısı yetiyordu. Öğretmeninden rica etmiştim, biraz ısrar etmesi için.  Belki yer diye umut ediyordum. Ama ısrarla yediği 2 lokma yemeğin sonunda 1 tencere yemiş gibi çıkartmaya başlayınca,  hem ben hem de öğretmeni ısrar etmekten vazgeçtik.
Bu yıl korktuğum gibi olmadı. 1 haftanın sonunda kuru fasulye, yaz türlüsü, sebzeli tavuk ve orman kebabı yediğini duyunca, sevinçten ne yapacağımı şaşırdım.
Allahım, bir insan çocuğunu kuru fasulye yemesine bu kadar mı sevinir!
Ama seviniyor işte. İşin güzel tarafı, meyve de yemeye başladı. Meyve konusunda da çok seçicidir kendisi...

Sonuç olarak, yemek işini de halletmiş gibi görünüyoruz. Nazar değmesin diye dilimi ısırarak, darısı yemeyen bütün kuzuların başına diyorum :))

15 Eylül 2011 Perşembe

Sezon Finali :)

Yaz sezonunun finalini yapmak üzereyiz. Havalar sıcak, yaz daha sürer ama; biz gene de yerleşik hayatımıza dönelim değil mi...
Geçen hafta kuzumun okulu başladı. Sabah erken gidemiyoruz ama, gene de eskiye göre daha erken uyandırıyorum. Zamanla düzene girmeyi umuyorum.
İlk gün biraz ağladı. İkinci gün, hiç ara vermemiş gibi devam etti. Çok seviniyorum bu duruma. Okulda bir kaç aksaklık oldu ama, şimdilik çok memnunum. En önemlisi, çocuğum mutlu :) O mutlu olunca haliyle anne-baba'da mutlu.
Blog yazılarıma verdiğim araya da bir son vermeyi umuyorum.
En kısa zamanda görüşmek üzere...

19 Ağustos 2011 Cuma

Yaz Biterken

Ne yalan söyleyeyim, bu sene ramazan nasıl geçecek diye kara kara düşünüyordum. Sıcak ve yol etkiler mi, oruç tutabilir miyim diye. Ama çok şükür ki ağustos ayı, serin serin geçmeye devam ediyor. Ramazan ayının da yarısını geçtik, geri sayım başladı.

Eskiden, yazdan bahsederken "ağustos'un yarısı yaz, yarısı kış" denirmiş. Niye böyle söylediklerini anlayamazdım. Bir kaç yağmur dışında hiç bir serinlik hatırlamıyorum çünkü... Ama bu sene niye olduğunu anladım :) Şikayetçi değilim, gayet memnunum. bu durumdan. Oldum olası kış aylarını daha çok severim. Yazı sevmediğimden değil ama yaz mı, kış mı diye sorsalar, hiç düşünmeden kış derim. Havanın erken kararması dışında, kışla ilgili bir sıkıntım yok :))

Şimdiden uzun kış gecelerinin hayalini kurmaya başladım bile...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Hafta Sonu Mutluluğu


Bugünlerde her akşam aynı konuşmayı yapıyoruz kuzumla:


-Anne, yarın işe gidecek misin?
-Evet annecim.
-? (Ses yok!)

Ses çıkarmıyor ama, yüzündeki o üzgün ifadeyi görmek gerek. Hemen suratını asıyor :(
Cuma akşamları, O sormadan ben söylüyorum ertesi gün işe gitmeyeceğimi. Şımarıklıkla karışık bir sarılması var ki, bu güzelliği anlatacak kelime yok...

Erken yatma alışkanlığımız olmadığına seviniyorum bugünlerde. Çünkü, akşam evde olduğumuz andan itibaren dolu dolu zaman geçiriyoruz. Çoğu zaman beni kızdırıyor, ama öyle tatlı ki, hemen geçiyor sinirim. Öpüyorum, kokluyorum doya doya yavrumu :) Bir anne yavrusuna doyar mı? Ben doyamıyorum!

Hep söylediğim gibi;

İnsanın başına gelen en güzel şey, çocuklarının büyümesine şahit olmasıdır.


Bisitlek!

Yazlığa gittiğimiz ilk günlerde, kaykay(scooter) merakı vardı kuzumda. Sürekli onunla gezmek isterdi. Sonra, bisiklet merakı başladı. Geçen yaz sevmemişti bisiklete binmeyi. Şimdiye göre tabii ki daha küçüktü, ama ben gene de emin olamadım. Almadan önce bir kaç deneme sürüşü yaptık:)  Sonrasında da hemen aldık, çünkü çok sevdi. İyi ki almışız. Aldığımız günden beri, bir bisiklet sevdamız var, sormayın gitsin! Her yere bisikletle gitmek istiyor. Akşam yemeğinden sonra, arabayla markete falan gidersek; dönüşte ilk işimiz bisikleti almak oluyor. İlk sürüşlerde bir kaç kazamız oldu. Neyseki  kollarda ve bacaklarda bir kaç sıyrıkla atlattık. İşte o kazaları saymazsak, bu durumdan son derece memnunum :)  Bakalım geçici bir heves mi bu bisiklet sevdası...

Bir de ismini doğru söyleyebilse... B i s i t l e k  diyor!
Doğru söylesin diye çok uğraştım ama bir türlü söyleyemedi.
Gerçi böyle söyleyince de çok tatlı oluyor :) Tıpkı; papates, kipap ve hamgürger derken olduğu gibi...





 

İnşallah, çok isteyerek alınıp, iki gün sonra bir köşede unutulan diğer oyuncaklar gibi olmaz sonu!

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Taze Fındık İsteyen???

Taze fındık sevmeyen var mıdır?
Varsa bile ben bugüne kadar hiç rastlamadım!
Ama belki de vardır...

Ben çok severim. Bu sene herşeyde olduğu gibi, fındık yemek için de geç kaldım. İlk olarak 31 Temmuz günü yedim. Geçtiğimiz senelerde, bu tarihlerde çoktaaaan fındık yemekten çatlayacak duruma gelmiş olurdum :) 
Naz'a hamile olduğum yaz, her ay en fazla1 kilo alırken; taze fındığın çıktığı ay 3 kilo almıştım. Doktorum bile şaşırmıştı bu duruma... Bu sene daha başlayamadım bile yemeye...
Ama olsun, azimliyim. Açığı hızla kapatacağım. Gerçi Ramazan'ın gelmiş olması beni biraz yavaşlatır diye umuyorum ama, gene de fındığın tazeliği geçmeden tadına vara vara yemeyi planlıyorum...

Darısı taze cevize inşallah :))

Bir Yudum Su, Bir Zeytin Tanesi!

Bir yudum su, bir zeytin tanesi... Ramazan, hoş geldin evimize...




Oruç tutan, çocuklarına küçük yaştan itibaren oruç tutmayı öğreten bir ailem var. Küçükken çoğu zaman sevinirdim oruç tutacağım için. Bazen sıkılıp bozmak istediğim de olurdu. O günleri küçük kazalarla atlattım, çok büyük bir vukuatım yok çok şükür! Şimdiyse; oruç tutmak bana zor gelmez. Sağlığım  izin verdikçe tutarım. Tutmaya da devam etmek istiyorum.

Kızıma da Ramazan'ın özel bir ay olduğunu öğretmeye, yaşatmaya çalışıyorum... Oruç için yaşı henüz çok küçük; ama belki de hatırlayabildiği ilk Ramazan'ı bu olacak.  Ramazan sofralarının bereketini, zenginliğini görsün; bu gibi şeylere değer versin istiyorum. Maddi zevklerle dolu bu dünyada, maneviyatını da biraz olsun güçlendirsin istiyorum. Her zaman söylediğim gibi, ben elimden geleni yapıyorum, gerisi O'na kalmış....

Şimdiden herkese Allah kabul etsin diyorum.

Hayırlı Ramazanlar...



28 Temmuz 2011 Perşembe

Raif Efendi

Kitapkolik arkadaşım Deniz'in hediye ettiği "Kürk Mantolu Madonna" kitabını okudum geçenlerde. Kitap, çok akıcı bir dille yazılmış. Çok etkileyici bir hikaye olduğunu söylemeliyim. Okurken hiç ara vermek istemedim, hemen okuyayım, bitireyim istedim...
Genelde insanlar hakkında peşin hüküm vermemeye çalışırım. Herkesin içinde bulunduğu durumun farklı olduğunu; aynı durumda kalsak bile, ne yapacağımızı önceden bilemeyeceğimizi düşünürüm.Bu kitap hislerime tercüman oldu. Yutkunamadım, Raif Efendi'nin  üzüntüsünü içimde hissettim satırları okurken... Sonuna kadar, zevkle okudum. Tekrar çoook teşekkür ediyorum Deniz'e
Kitabı bitirdikten sonra "Aaaah Raif Efendi ah!" dedim, meğer içinde ne fırtınalar kopuyormuş...

22 Temmuz 2011 Cuma

Ölüm! Ne Kadar Yakınsın Bize.

Söyleyecek söz bulamadım. Hiç bir şey!
Böyle bir acı nasıl anlatılır...
Böyle bir acıyı yaşayan kişi nasıl teselli edilir...
Bilmiyorum.
Ben bu kadar üzülüyorsam, annesi, babası, ablası neler yaşıyor, düşünemiyorum...

Allah rahmet eylesin, mekanın cennet olsun canım kardeşim.
Annene de sabır ve hayatta kalma gücü diliyorum.
Elimden başka birşey gelmiyor malesef...

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Yaz Mevsimi Sebebiyle...

Yazın gelmesiyle, kendime hiç vakit ayıramaz oldum.Sabah kalk, kahvaltı yap, hazırlan, işe git. Gün içinde koşturma. Akşam olunca eve dön. Yemek, kuzumla oyun falan derken saat epeyce ilerlemiş oluyor. Uykusu zor gelen bir çocuğum olduğu için, çoğu gece O'nu uyutmaya çalışırken ben de dalıyorum. Bir bakıyorum sabah olmuş. Sabah kalkınca da aynı koşturmaya devam. Yolda geçen süremiz uzadığı için ve de evin dışında çok zaman geçirdiğimiz için istediğim hiç bir şeyi yapamıyorum. Hafta sonu dinlenirim diyemiyorum çünkü; 3 haftadır düğün-dernek geziyoruz. Bu hafta sonu bir düğün ve bir nişan olmak üzere iki organizasyon daha var. Yani gene koşturmaya devam... Önümüzdeki haftadan itibaren düğünler bitiyor bitmesine ama sonra da Ramazan ayı gelecek. O zaman da başka bir koşturma başlar... Yani bu yaz böyle geçecek gibi. 

Eylül ayında herşey normale döner umarım...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Yaz Sezonu


Bu yıl geç bile kaldık... Kuzumun kreşe başlaması, havaların geç ısınması derken nihayet yazlık sezonumuzu açtık... Bu yıl farklı olan şey, benim çalışıyor olmam. Kuzumu ve annemi bırakıp, her gün işe geleceğim. Bakalım nasıl olacak? Anneme zor gelecek mi? Kafamda bir sürü soru var, cevaplarını yaşayıp göreceğiz...

Hepimize hayırlı olsun, sonunda "YAZ" geldi...

16 Haziran 2011 Perşembe

Kuzumun Yıl Sonu Gösterisi











Bir süredir birşey yazamadım, ihmal ettim. Bu geçen sürede kuzumun yılsonu gösterisi oldu. Ben çok heyecanlandım. Aslında heyecanlanacak birşey yoktu; çünkü bu okula nerdeyse yeni başladığımız için kuzumun rolü çok değildi. Gene de öğretmenimiz bize bir jest yaparak kostümlü oyunda da yer verdi ve gerçekten harikaydı. Bütün çocuklar çok güzeldi her zamanki gibi. Buradan; öğretmenlerden ahçısına kadar, tüm okul personeline teşekkür ediyorum tekrar :) Nice gösteriler görürüz inşallah kuzumla beraber...


En solda, gruptan kopup kendi kendine dönen benim kuzum...

14 Haziran 2011 Salı

Hediye Çekilişi



Nurturia'da BLOG SAHİBİ NURTURIA ÜYELERİ  grubunda gördüğüm bir link üzerine yazıyorum bu yazıyı.
Kuzeyimle Dolu Yıllar Kuzey'in annesinin blogu. Hediyeleşmeyi sevdiğini belirterek, miniklere özel bir hediye oluşturma fikri gelmiş aklına. 0-4 yaş arası minikler için çekilişe katılabilirsiniz. 17 Haziran Cuma gecesi yapılacak olan çekilişle, hediyenin sahibi minik belli olacak. Burada çekilişin ayrıntılarını okuyabilirsiniz

İtiraf etmeliyim, neden benim aklıma gelmedi diye bayağı bir hayıflandım doğrusu... Çünkü ben de hediyeleşmeyi çok severim. Benim de kafamda bazı fikirler oluşmaya başladı, en kısa zamanda bunu hayata geçirip, ben de bir hediye vereceğim. Miniklere mi, annelere mi karar vermedim henüz...

Yakında belli olur, buradan duyururum.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Gene Yastık, Gene Baykuş :))

Bu "baykuş" figürü çok hoşuma gitti. Hem kolay, hem güzel. Çocuk odaları için çok uygun bence.
Bu yastığı da, bir başka yeğenime; kuzenimin kızı Ceren'e yaptım. Ben yaptım diye mi bilmem, her birini ayrı ayrı çok beğeniyorum. Bu da güzel oldu sanki?

Minik Ceren güle güle kullansın.

Ben de yeni baykuşlar yapmaya başlayayım :))



16 Mayıs 2011 Pazartesi

Keçelere Devam

Keçeden birşeyler yapmaya devam ediyorum. 
Yeğenim için yastık süsledim bu sefer... Yeşil olunca zemin, renkler daha bir güzel göründü gözüme.
Beyaz iplikle dikince daha da aydınlık oldu. Güzel oldu gibi sanki.


Sırada kapı süsleri var... Şimdilik bir tane yaptım, ama kafamda başka fikirler var.
Bakalım onlar nasıl olacak, merakla bekliyorum...


10 Mayıs 2011 Salı

Kuzumun Hediyesi :)

Kuzum bebekliğinden beri, özel günlerin önemini O'na anlatmaya ve yaşatmaya çalışıyorum. Böyle günlerde, aldığımız hediyeleri kızım verir. Zaten insan canlısı bir çocuk olduğu için, kutlama ve hediye verme konusunda hiç zorluk çekmediğimi söyleyebilirim. Bu yıl bana vereceği hediyeyi kendi hazırlamış. (Tabii ki okulunda ve de öğretmenlerinin yardımıyla.) Kalp şeklinde bir kart. Açınca içindeki yazıyı görüp mutlu oldum. Ne yalan söyleyeyim, bayıldım hediyeme... Ömrümün sonuna kadar saklamayı düşünüyorum, çünkü gerçekten benim için çok değerli.
Anneler günü bizim için oldukça yoğun ve bol kutlamalı geçti. Kuzumun benden başka kutladığı kişiler; anneannesi, babaannesi, küçük anneannesi, Ayten Teyzesi, halası ve yengesi. Hepsine sembolik birer hediye aldık. Her seferinde "Anneler günün kutlu olsuuuun" diyerek verdi paketleri... Bu tip kutlamalarda çok neşeli oluyor, ben de çok mutlu oluyorum O böyle olunca...

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Duyular :)


Sevgili arkadaşım Deniz bana bir mim yollamış. Ben de seve seve yanıtlıyorum. Sorular ilk bakışta kolay gibi görünüyor, ama, öylesine cevaplar verilmeyecek kadar da önemli bence...
Ben de yanıtlamak isteyen herkese, özellikle Tuğba'ya gönderiyorum ;)
  
  • En sevdiğiniz 3 görsel
  • En sevdiğiniz 3 ses
  • En sevdiğiniz 3 tat
  • En sevdiğiniz 3 koku
  • En sevdiğiniz 3 his

En sevdiğim görsel; kuzumun gülen yüzü, yeşilin doğadaki her tonu, eksiksiz bir aile fotoğrafı.

En sevdiğim ses; kuzumun "anne" diyen sesi, doğanın dinlendirici sesi, müzik..

En sevdiğim tat; çay, beyaz peynir, çokokrem :)

En sevdiğim koku; kuzumun mis kokusu, kahve kokusu, temizliğin kokusu.

En sevdiğim his, anne olmanın verdiği his, huzur ve mutluluk.



20 Nisan 2011 Çarşamba

Keçeden Yastık Yaptım

Gene yastık yaptım keçeden...
Daha doğrusu, keçelerle süsleme yaptım yastığa.
Güzel oldu gibi sanki :)
Ben beğendim...

17 Nisan 2011 Pazar

Yeni Okul, Yeni Heyecan!!!

Bir sürü Anaokulu gezdikten sonra bir karar verip yeni okulumuzu seçtik. Kuzumun yeni okulundaki ilk günü güzel geçti. (Yeni okul derken, yeni bir Anaokulu tabii ki...) Okulun kapısına gelince bir heyecan bastı ki sormayın! O heyecanlanmasın da ben mi heyecanlanayım diyeceğim ama; benimki de onunkinden az değildi... Kreşe ilk başladığı zaman da  çok heyecanlanmıştım, çok da duygulanmıştım. Aynı zamanda içimde bir mutluluk da vardı. Minik kuzumu öyle heyecanlı görünce ben de gene bir duygu karmaşası içinde buldum kendimi...
Tek dileğim, çabuk adapte olması. Şimdilik iyi gibi görünüyor ama...

Ne zormuş!

Bir yandan büyümesini isterken; bir yandan hep küçük kalsın istiyorum.

Her geçen gün, daha çok seviyorum sanki.
Ama aslında hep aynı, dün daha mı az seviyordum?


14 Nisan 2011 Perşembe

Kreşe Gitmek İstemiyorum!!!

Son 1 aydır, her gün ağlayarak gitmeye başlamıştı okula. Ben önce, kapris yapıyor diye düşünmüştüm ama artık hiç bir şekilde evden çıkaramaz duruma geldik. (Bir şekilde kandırıp çıkınca, okulun kapısının önünden bir kaç kez döndükten sonra gitmeyi kabul ediyordu) Öncelikle annemin ve ailenin diğer üyelerinin oy birliğiyle, okul konusunda zorlamamaya karar verdik. 2-3 gün evde oturduktan sonra "Anne, beni büyüklerin gittiği okula götür" demeye başladı. Ne yapacağımı şaşırmış durumda, ilimizdeki tüm anaokullarını gezer bir halde buldum kendimi.

Anladım ki onun sorunu okula gitmek istememesi değil, şu andaki okuluna gitmek istememesi...

Kendimize yeni bir okul arıyoruz!

İnşallah en kısa zamanda buluruz!

8 Nisan 2011 Cuma

Huysuzluk!

Kızım bu sıra çok huysuz. Hiç bir şeyden memnun olmadığı gibi, ağlama krizlerine giriyor. Çok ağlayan bir çocuk olmadığı için, bu gereksiz ağlamalar beni biraz sinirlendiriyor. (Ben sabırlı olmaya çalışan, ama bunu pek beceremeyen bir anneyim sanırım.) Her seferinde; ağlayarak söyleyince O'nu anlamadığımı, ağlamadan söyleyince daha güzel olduğunu ve bunun gibi şeyler söylüyorum. Ben bunları söylerken ağlamasını kesiyor yavaşça ve hemen kucağıma gelmek istiyor. Kucağıma almıyorum ama sarılıyorum. Sarılırken de ağlamasını kestiği için "Bak işte, ne güzel oldu, şimdi seni anlayabiliyorum. Her zaman böyle konuşalım" gibi şeyler söylüyorum. Ama bir süre sonra bir şey isteyeceği zaman gene ağlayarak istiyor. Tüm bu süreci en baştan tekrar yaşıyoruz. Neden böyle hiç bilmiyorum. Ayrıca, çocuğunun her istediğini yapan bir anne değilim. Öyle olsa, "istediğini yapmıyorum da, ondan ağlıyor" diye düşüneceğim. Ama bununla alakası yok, genel bir memnuniyetsizlik var üzerinde. Ne yapacağımı bilmiyorum ve bu süreci en kısa sürede atlatmayı diliyorum :(

3 Nisan 2011 Pazar

Kitap Okumak

Çok okuduğumu söyleyemem ama kitapları çok severim. Kitabı sevipte okumamak nasıl birşey diye soracak olursanız, verecek mantıklı bir cevabım yok. Ama gerçekten, kitapları seviyorum. Bir süre önce, düzenli olarak hiç bir şey okumadığımı farkettim üzülerek... İnternet ve Televizyon o kadar çok yer almış ki hayatımda, bir anda tüm alışkanlıklarımı değiştirmeyi düşündüm. İnternete bağımlı gibi yaşıyoruz zaten, en azından TV'nin hayatımdaki yerini azaltmak istedim. Akşamları dizi izlemekten başka ne yapıyoruz ki! Dizi izleyeceğime kitap okurum daha iyi. Sonuçta ikisinde de bir hikayenin sonunu öğrenmek istemiyor muyum? Kitap okuma isteği böylece birdenbire geliverdi...
Kendime bir gün belirledim: 1 Mart 2011. Uzuuun bir aradan sonra yeniden kitap okumaya başladım. İlk olarak, Dünya Klasiklerinden  Aleksandr Puşkin-Yüzbaşının Kızı'nı okudum. Şimdi İvan Turgenyev-Babalar ve Oğullar'ı okuyorum. Kitap okumaktan zevk aldığımı unutmuşum. Neden bu kadar ara verdim bilmem.

1 Nisan 2011 Cuma

PostCrossing

Bana ulaşan kartların sayısı 10 oldu! İlk kart geldikten sonra çok sevinmiştim. Ben bekledikçe, kart gelmemeye direniyordu sanki... Sonra 'nasıl olsa gelmeye başladı' diye düşünerek rahatladım. Şimdilerde her yeni kart geldikçe sevincim katlanıyor. Hoş bir şey bu; dünyanın bir ucundan, bana özel yazılmış ve gönderilmiş bir kart :)


AVUSTURALYA


ÇİN


BELARUS


FRANSA


FİLİPİNLER


USA

ENDONEZYA



TAYVAN
Tayvan'dan gelen kartın arka yüzüne, gönderen kişi bir resim çizmiş.
Ne kadar güzel değil mi?


30 Mart 2011 Çarşamba

Keçeleri Keselim, Yastıkları Süsleyelim!

27 Mart Pazar günü Kardelen Kadın Kooperatifinde buluştuk. Elif'in ön hazırlığı sayesinde çok güzel bir gün geçirdik. Yani en azından, ben kendi adıma çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Her zamanki gibi, bir türlü ne yapacağıma karar veremedim. Onu mu yapsam bunu mu kessem derken, bir sürü kuş figürü kesmişken, ani bir karar değişikliğiyle baykuş yapmaya karar verdim. Tabii ki gün sonunda bitiremedim. Keçe dikmek, kolay görünen ama gene de zahmetli bir işmiş. Bunu da böylece öğrenmiş oldum. Elişini severim, bu işi de sevdim. Bütün arkadaşlar çok güzel yastıklar yaptılar, hepsini çok beğendim.

Burcu'nun baykuşu kadar göz alıcı olmadı benimki, ama gene de hoş.

Buradan tekrar Elif'e ve bizi ağırlayan Kardelen Kadın Kooparatifi'ne çok teşekkür ediyorum. En kısa zamanda tekrar etmek dileğiyle...

16 Mart 2011 Çarşamba

Postcrossing (Hurray!)

Bugün posta kutusundan iki tane kart çıktı. Biri Tayvan'dan gelmiş, diğeri de Belçika'dan. Postcrossing'in dediği gibi  HURRAY! Çok sevindim. Bir kart gelsin diye belerken, iki tane birden geldi. Artık ben de zincirin bir parçası oldum, bu çok güzel bir şey...
Kart yollamaya ve almaya devam.

Anlaşılacağı üzere Tayvan'dan gelen kart bu!

Bu da Belçika'dan gelen kart.


10 Mart 2011 Perşembe

10 Mart (Postcrossing)

Bugün, yolladığım 7. kart yerine ulaştı. Bana henüz gelen yok :( Beklemeye devam ediyorum, bu arada yeni kartlar postalamaya da devam ediyorum. 5 tane postada, yerine ulaşmayı bekleyen kartım var. Benim ki de yolda bi yerde... Bakalım hangi ülkeden gelecek, merakla bekliyorum...

Çocuğum...

Anne olacağımı öğrendiğimde çok mutlu olmuştum. İlk hamileliğim düşükle sonuçlanmıştı, bu nedenle neredeyse 7. aya kadar "acaba buna da bir şey olur mu?" düşüncesini kafamdan atamadım. İnsan ne kadar düşünmemeye çalışsa da, gene de bir anda aklına geliveriyor. Hep tevekkül ettim. "Allah izin verirse", "Allah kısmet ederse" diye başlardım her söze... Zaman geçti ve kızımı kucağıma aldım. İlk aylarım zor geçti. Kızımı emzirirken, sütüm az olduğu için aynı zamanda mama da vermeye başladık. Emzirmenin, anneyle çocuk arasındaki muhteşem bağ olduğunu söylerler ya... Fazla emziremediğim için sanırım, bu bağ kızımla bende uzun bir süre oluşamadı. Bir de, çocuğuna bakıp "dünyanın en güzel çocuğu gibi geliyor bana" derler ya, bana hiç de öyle gelmemişti. Elbette ki çocuğumu güzel görüyordum, ama dünyanın en güzel çocuğu gibi de gelmiyordu. Annelerin hepsi bana katılmayabilir ama eminim benim gibi düşünenler de vardır.

Kızım 10. ayını bitirmeden yürümeye, 19 - 20 aylarında da konuşmaya başladı. Bildiğin cümle kurarak konuşuyordu. Ben kızımla hep konuştum. Bebekliğinde de konuştum, hala da konuşurum.(Duyan da çok büyük bir çocuğum var sanacak! -3 yaş 5 ay-) Çocuğun her şeyi erken olunca beklentiler de yüksek oluyor sanırım. Bu nedenle ilk hayal kırıklığımı tuvalet eğitimi verirken yaşadım. Tam 30 aylıktı, ilk bezini çıkarma deneyimimde. Ama Naz, tuvaletini tuvalete yapmayı reddetti. 2. gün sonunda hastalanınca doktor tavsiyesiyle, eğitimi yarıda bırakıp beze döndük. 33. aylıkken, ikinci denemizde başarılı olduk.

Şimdi kızım 3 buçuk yaşında. O'nunla çok iyi vakir geçiriyoruz. O'nsuz bir hayat düşünemiyorum artık. O'nunla beraber gidilebilecek yerlere (Çarşı, alışveriş, kuaför vb.) beraber gidiyoruz. Mecbur kalırsam anneme bırakıyorum. O'nu götürebileceğim bir yerse hiç tereddüt etmiyorum. İnşallah büyüdüğü zaman O'da benimle bir şeyler yapmak, vakit geçirmek ister. İstemezse de n'apalım, biz de başka bir formül buluruz...

9 Mart 2011 Çarşamba

Kar Yağmuru!

İki gündür her yerde kar yağışı... Şehir içinde genelde çok kar yağmaz ama dün tipi vardı diyebilirim. Kızımı okuldan almaya gittim ve yağan karı gösterip "anneeee, kar yağmuruuuuu" diye sevinçli bir çığlık attı. Canım kuzum, kendince kar yağışını anlattı işte. Önce güldüm "annecim, ona öyle denmez; 'kar yağıyor' denir" dedim. "ama anne" dedi, muzur bir ses tonuyla "ben öyle söylemek istiyorum." Tamam dedim kendi kendime, "sen öyle söyle o zaman". Çocukların yaratıcı benzetmeleri beni büyülüyor. Kar Yağmuru! Bakalım daha neler duyacağım...

28 Şubat 2011 Pazartesi

28 Şubat (PostCrossing)

Bugün, yolladığım iki kartın daha yerine ulaştığını öğrendim. Finlandiya ve Amerika'ya... Hemen iki yeni adres daha aldım, ne tesadüf gene Finlandiya ve Amerika rast geldi. Onları da hazırladım, postalanmak üzere bekliyorlar. Henüz bana kart gelmedi. Geldiği an buradan paylaşacağım.

24 Şubat 2011 Perşembe

24 Şubat (PostCrossing)

Bundan 15 gün kadar önce, arkadaşım Deniz'in sayesinde Post Crossing adlı siteye kayıt olmuştum. Bu, uluslararası bir kartpostal zinciri. Önce sisteme kayıt olup, sana verilen adreslere posta ile kart yolluyorsun. Yollanan ilk kartın yerine ulaşması ile birlikte zincire dahil oluyorsun va sana da kartlar gelmeye başlıyor. Bugün benim yolladığım ilk kart yerine ulaştı. Ben de artık zincirin bir parçasıyım. Şimdi merakla bana gelecek olan ilk kartı bekliyorum. Denizciğime teşekkür ederim, beni bu siteyle tanıştırdığı için...

21 Şubat 2011 Pazartesi

21 Şubat

Bu sabah "anneee" diye seslenen kızımın sesiyle uyandım. Kızım, geceleri uyumaması ve sabahları da uyanmaması ile tanınan bir çocuktur. Bunu, Naz'ı tanıyan herkes bilir. Ama dün gece erken yattığı için, sabah da erkenden uykusunu almış olarak uyandı. Çok güzel bir sabah geçirdik. Uykusunu aldığı için çok neşeliydi. Ben de bugüne kızım sayesinde neşeli başlamış oldum.

5 Şubat 2011 Cumartesi

5 Şubat 2011

Bugün, kendimle ilgili birşeyler yazmaya karar verdim... Ne olursa... Bakalım, ben de merakla bekliyorum...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...