Şimdi yazacağım şey, kimilerine çok tanıdık gelecektir. Çünkü benim gibi insanlar olduğunu biliyorum. Kimileri ise, düşündüklerime ve hissettiklerime şaşıracaktır. Ama şaşıracak kimsenin bu satırları okuyacağını sanmıyorum :)
Belli bir yaşa gelene kadar, yalancı insanlar olduğunu bilmezdim. Herhangi birisi bana bir şey anlattığında "Acaba doğru mu söylüyor?" diye düşünmek aklıma gelmezdi. Bir şeyi söylüyorsan, doğrudur çünkü. Doğru olmayan şeyi söylesen n'olur! Şimdi diyeceksiniz ki, "sanki hiç yalan söylemedin!" Söyledim tabi, söylemez miyim? Ama hayati yalanlar değildi söylediklerim. Kimseyi kandırmadım. Bunu bir meziyet olduğu için söylemiyorum. Aslında olması gereken bu değil mi???
Evimize başka bir evden yiyecek bir şey geldiğinde "Iyy! Acaba yaparken içine ne koydu? Elleri temiz miydi?" diye de düşünmezdim. Biz komşularımızla bir şey paylaşırken, kendi yediğimiz şeylerden verirdik çünkü. Evde yenmeyen bir şeyi, niye başkasına verelim.?
Büyüdükçe, bütün insanların benim gibi olmadığını gördüm, hayretle! Bazıları için başkasının yaptığı bir şeyi yemek, 'iğrenç'ti. Bazılarının ise; insanın gözünün içine baka baka yalan söylerken, hiç utanmadıklarını gördüm. Dehşete düştüm!
Bir insan, niye yalan söyler, bunu anlayabileceğimi sanmıyorum. Nasıl bir ruh halidir, nasıl bir ihtiyaçtır bilemiyorum. Doğruyu söylemek varken; kime, ne söylediğini hatırlamaya çalışmak, daha mı kolay ki? Ben birisinin yalan söylediğini anladığımda, anladığımı belli etmeye bile utanırdım, mahçup olmasın diye. (Ben de biraz fazla safmışım, itiraf ediyorum!)
Artık biraz akıllandım diyordum kendi kendime...
Derken nurturia'daki üçüzler olayı patladı! İçten içe tutarsızlıklar görsem de "Yok artık! Bu kadar alenen yalan söylenmez" diyordum. Meğer, hepsi ucuz bir ajitasyonmuş. İnsanların, insani duygularıyla verdikleri paralar, birilerinin cebine giriyormuş. Ben de yardım ettim üçüzlere (Yardım ettiğim üçüzler değilmiş gerçi ya, neyse!) Çok değildi gönderdiğim para, ama gönderdim. O an banka hesabımda daha fazla olsaydı, belki de daha fazlasını gönderirdim. Vicdanım elvermedi, es geçemedim... Kendi çocuğumu düşünerek; o da aynı durumda olsaydı ne yapardım diyerek hareket ettim.
Ve bir kez daha iyi niyetimin kurbanı oldum. Ben, gerçekten üzüldüm o çocuklar için. Gözyaşı döktüm. En çok üzüldüğüm şey, kandırılmış olmak değil. Ne biliyor musunuz? İnsani duygularımı kaybediyor olmak! Artık böyle bir olay olduğunda "acaba doğru mu?" diye düşüneceğim çünkü. Belki gerçekten yardıma ihtiyacı olan birine, sırf şüpheyle yaklaştığım için yardım etmeyeceğim. Benim gibi insanlar çoğalacak, birbirine güvensiz birer insan topluluğu olacağız. :(
Çok mu abarttım?
Olan bu değil mi peki? Bu tiyniyetsiz insanlar yüzünden olmuyor mu bu güvensizlik?
Bir sonuca bağlamak gerekirse:
Bugüne kadar hayatıma giren yalancılara, bir açıdan teşekkür ediyorum; ağızdan çıkan her kelimenin doğruluğuna dair olan inancımdan vazgeçirdikleri için... Ama çokça da kızgınım; gitgide duyarsızlaşan bir insan olmama sebep oldukları için...
Nokta.
Çok güzel yazmışsın canım maalesef ben daha önce de karşılaştığım için böyle şeylerle bu sefer inanmadım inanmadığımı da söylemedim belki doğrudur diye ümit ettim ama gördük ki değilmiş ve ne kadar acıdır ki bir daha gerçekten iyi niyetle başlatılan bir şeye bile bu olaylardan dolayı katılmayacağız ve gerçek doğru düzgün kişiler bu tür olayların kurbanı olacak. Çok acı acı ama gerçek umarım hak yerini bulur
YanıtlaSilyüreğine sağlık
Sağol canım, teşekkür ederim. Ama bu duyarsızlık meselesi gerçekten beni çok üzüyor. İnsanı insan yapan, diğer canlılardan ayıran özellikleri unutuyoruz.
YanıtlaSilBindik bie alamete, inşallah selamete gidiyoruzdur...