31 Aralık 2011 Cumartesi

Yılın Son Günü

Bugün 31 Ocak 2011. Bu yılın son günü.
Öylesine bir şeyler yazmak geldi içimden.
Yazayım, rahatlayayım :)

Sıradan geçen bir yıldı, kayda değer pek bir şey olmadı. Olduysa da hatırlayamıyorum şu an :) 2011'in bana hatırlatacağı tek şey, yeniden işe başlamış olmak...Onun dışında ne iyi ne kötü.

Bugünlerde herkeste bir yılbaşı telaşı... Ben bir türlü dahil olamıyorum bu koşuşturmaya. Benimki günlük, sıradan koşuşturmadan ileri gitmiyor... Çünkü yeni yıl kutlamaları oldum olası ilgimi çekmemiştir.  Hatta gereksiz bulurum. Ama gene de pek dillendirmek istemem. Herkesin isteğine saygı duyarım. İsteyen coşkuyla kutlar, isteyen kutlamaz. Ama benim için, diğer günlerden hiç bir farkı olmayan bir gün...

Ama  yılbaşı geldiğinde bana özel bir mutluluğum vardır, doğum günümün yaklaştığını hatırlar, sevinirim. Bu yıl 35 olacak olmama rağmen sevincimde bir azalma yok, aynen devam ediyor :)

Dediğim gibi, benim için sıradan bir gün ve gece...
Kutlama yapmıyorum ama 2012 için kendime liste yapmaktan geri kalmadım...
Daha çok farkındalık istiyorum kendim için.
Öylesine yaşanmış bir 35 yılım var, bundan sonra daha bilinçli olmak istiyorum.
Beni mutsuz eden şeyleri hayatımdan çıkartacağım, en azından çıkartmak için adım atacağım.
Kilo vereceğim, çünkü artık kendimi bu kiloyla mutsuz hissediyorum.
Bir kaç şey daha var, ama onlarla ilgili henüz net bir fikrim yok, oldukça paylaşacağım.

2012'den en çok huzur ve mutluluk istiyorum. Sadece kendim için değil, herkes için

Son olarak, bu yıl kuzumla geçirdiğim yıllardan biriydi, bunun için binlerce kez şükürler olsun. O'nun varlığı için her gün şükrediyorum zaten. Bu hayatta yaptığım en güzel şey O.

:)  <3


27 Aralık 2011 Salı

Yaş 35'e Doğru...

10 gün sonra 35 yaşında olacağım.
Hey gidi hey!
İnanamıyorum.
Bu yaşa geldim, kendimle ilgili bilmediğim ne çok şey var hala...
Mesela, armut sevdiğimi yeni farkettim. Bir kaç gün oldu daha.
İsteyerek ilk domatesi de 30 yaşımda yemiştim. O yaşa kadar sevmediğim düşünür, yemezdim.
Sırada ne var acaba???
Neyi idrak edip kendime şaşıracağım?
Merakla bekliyorum, sevgiler...

Kış Halleri

Kış gelince, haliyle hastalıklar da geldi. Sırayla hepimiz hastalanıyoruz. Geçen hafta kuzum hastaydı, bu hafta ben. Neyseki çaresiz hastalıklar değil, tek tesellim bu oluyor. İlaçlarımızı alıp, iyileşmeyi bekliyoruz.

Malum kış geceleri çok uzun. Kuzumu uyutmaya çalışırken, çoğu zaman ben de uyuyakalıyorum. Uyumadığım zamanlarda, keçelerimle uğraşıyorum. Bir kaç şey yaptım, hoşuma da gitti doğrusu.

Bu, yeğenim için yaptığım kapı süsü.  Daha güzel olabilirdi ama, gene de beğendim.Bir benzerini de kızım için yaptım. Bitirir bitirmez, onu da paylaşacağım.


Bu da kendim için yaptığım küçük el çantası. Bu iki rengi hem birarada, hem de ayrı ayrı çok severim. Beni tanıyanlar özellikle yeşil renkle olan münasebetimi bilirler. :)

Bunların dışında kızım için bir yastık ve küçük figürler de yaptım. Kışın daha verimli olduğumu hep söylerim. Onların da fotoğrafını çeker çekmez paylaşırım. Şimdilik bu kadar.

Herkese hastalığın az olduğu, hatta hiç olmadığı günler dilerim :))

5 Aralık 2011 Pazartesi

4 Yaşımızı Bitirdik!

Blogumu çok ihmal ediyorum. Yazın koşuşturma diyordum, kışa ne bahane bulacağım bilmem :)

Bu geçen uzun sürede çok şey oldu. Kuzumun 4. doğum gününü kutladık. Bu yıl 2 ayrı kutlama yapmayı planlamıştım. İlki okulda, ikincisi evimizde yapılacaktı. Ama planlı olmayan bir kutlama daha yaptık anneannemizin evinde.  Ben de "o zaman 4. yaş için 4 kutlama yapalım" diyerek dahiyane bir fikir attım ortaya... Ve 4. kutlamayı da öylesine, sadece 4'e tamamlamak için yaptık. Kuzuma bir sürü hediye geldi. Herkese tek tek teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Çocukları sevindirmek ne kadar şahane bir şey! Kuzumun yüzündeki sevinci görmek, benim için dünyanın en büyük mutluluğu.



12 Ekim 2011 Çarşamba

Hediye Kutu

Yeni izlemeye başladığım bir blog Tarchin Tasarım. Çok güzel bir dekupaj çalışma hediye edecekmiş, çekilişe katılmak gerekiyormuş. Ben de şansımı denemek istedim. El emekleri benim için çok değerli. Yaptığım için biliyorum, kıymet verilmesi gerek. Umarım bu kutuyu kazanan kişi de değerini bilir.

Elişini çok seviyorum. Bir ara -yaz mevsimi sebebiyle- biraz ihmal etmiştim ama akşamları ufak ufak başladım yapmaya. Yakında, yaptıklarımı paylaşmaya devam edeceğim.

Siz de bu kutu için şansınızı denemek isterseniz buraya bir bakın :)

11 Ekim 2011 Salı

Neden???

Şimdi yazacağım şey, kimilerine çok tanıdık gelecektir. Çünkü benim gibi insanlar olduğunu biliyorum. Kimileri ise, düşündüklerime ve hissettiklerime şaşıracaktır. Ama şaşıracak kimsenin bu satırları okuyacağını sanmıyorum :)


Belli bir yaşa gelene kadar, yalancı insanlar olduğunu bilmezdim. Herhangi birisi bana bir şey anlattığında "Acaba doğru mu söylüyor?" diye düşünmek aklıma gelmezdi. Bir şeyi söylüyorsan, doğrudur çünkü. Doğru olmayan şeyi söylesen n'olur! Şimdi diyeceksiniz ki, "sanki hiç yalan söylemedin!" Söyledim tabi, söylemez miyim? Ama hayati yalanlar değildi söylediklerim. Kimseyi kandırmadım.  Bunu bir meziyet olduğu için söylemiyorum. Aslında olması gereken bu değil mi???

Evimize başka bir evden yiyecek bir şey geldiğinde "Iyy! Acaba yaparken içine ne koydu? Elleri temiz miydi?" diye de düşünmezdim. Biz komşularımızla bir şey paylaşırken, kendi yediğimiz şeylerden verirdik çünkü. Evde yenmeyen bir şeyi, niye başkasına verelim.?

Büyüdükçe, bütün insanların benim gibi olmadığını gördüm, hayretle! Bazıları için başkasının yaptığı bir şeyi yemek, 'iğrenç'ti. Bazılarının ise; insanın gözünün içine baka baka yalan söylerken, hiç utanmadıklarını gördüm. Dehşete düştüm!

Bir insan, niye yalan söyler, bunu anlayabileceğimi sanmıyorum. Nasıl bir ruh halidir, nasıl bir ihtiyaçtır bilemiyorum. Doğruyu söylemek varken; kime, ne söylediğini hatırlamaya çalışmak, daha mı kolay ki? Ben birisinin yalan söylediğini anladığımda, anladığımı belli etmeye bile utanırdım, mahçup olmasın diye. (Ben de biraz fazla safmışım, itiraf ediyorum!)

Artık biraz akıllandım diyordum kendi kendime...

Derken nurturia'daki üçüzler olayı patladı! İçten içe tutarsızlıklar görsem de "Yok artık! Bu kadar alenen yalan söylenmez" diyordum. Meğer, hepsi ucuz bir ajitasyonmuş. İnsanların, insani duygularıyla verdikleri paralar, birilerinin cebine giriyormuş. Ben de yardım ettim üçüzlere (Yardım ettiğim üçüzler değilmiş gerçi ya, neyse!) Çok değildi gönderdiğim para, ama gönderdim. O an banka hesabımda daha fazla olsaydı, belki de daha fazlasını gönderirdim. Vicdanım elvermedi, es geçemedim... Kendi çocuğumu düşünerek; o da aynı durumda olsaydı ne yapardım diyerek hareket ettim.

Ve bir kez daha iyi niyetimin kurbanı oldum. Ben, gerçekten üzüldüm o çocuklar için. Gözyaşı döktüm. En çok üzüldüğüm şey, kandırılmış olmak değil. Ne biliyor musunuz? İnsani duygularımı kaybediyor olmak! Artık böyle bir olay olduğunda "acaba doğru mu?" diye düşüneceğim çünkü. Belki gerçekten yardıma ihtiyacı olan birine, sırf şüpheyle yaklaştığım için yardım etmeyeceğim. Benim gibi insanlar çoğalacak, birbirine güvensiz birer insan topluluğu olacağız. :(

Çok mu abarttım?

Olan bu değil mi peki? Bu tiyniyetsiz insanlar yüzünden olmuyor mu bu güvensizlik?

Bir sonuca bağlamak gerekirse:

Bugüne kadar hayatıma giren yalancılara, bir açıdan teşekkür ediyorum;  ağızdan çıkan her kelimenin doğruluğuna dair olan inancımdan vazgeçirdikleri için... Ama çokça da kızgınım; gitgide duyarsızlaşan bir insan olmama sebep oldukları için...

Nokta.



16 Eylül 2011 Cuma

Nurturia Sobesi


Sitenin kurucusu Damla'nın başlatmış olduğu bir mim. Çok aktif bir üye sayılmam ama, işyerinde ilk işim Nurturia'yı açmak olur:
Çocuklu hayat paylaştıkça güzelleşiyor-Nurturia,

Nurturia’da içinden geleni söyleyebilmeyi ve içinden geleni söyleyebilecek bir sürü insan olduğunu bilmeyi  çok seviyorum.

Nurturia’da kötü haberleri hiç sevmiyorum.

Nurturia olmasaydı olmazdı, iyi ki var.
 
Nurturia’da herhangi bir sorun olduğunda gerçekten üzülen, samimi insanlar var.

Nurturia’da kendini bir şey zanneden samimiyetsiz insan topluluğu yok.

Nurturia’da keşke daha aktif olsam :))

Ben de, canım arkadaşım thalassapolis_Deniz, tiryakianne ve deryaninkuzusu'nu  mimliyorum.

Nurturia'yı seviyorum... 


Kuru Fasulye Yiyen Kuzu

Kuzumun 2011-2012 yılı okul sezonu başladı. Güzel bir başlangıç yaptık. İlk gün biraz zorlansak da, ikinci gün tamamen atlattık bu sendromu. Kızım okulunu seviyor artık. Veee benim için asıl gelişme: Yemek yiyor.
Bunda şaşılacak ne var diyebilir çoğu insan. Bense hem şaşkınım, hem mutluyum; çünkü artık ıvır-zıvır değil, meyve, sebze, bakliyat yiyor. Bugüne kadar kızıma, kendi isteğiyle hiç sebze yediremedim. Hiç derken; çok küçükken  yiyordu. Hem de severek. Ne olduysa 2 yaşından sonra oldu. Sebze yemeklerini, yoğurt, pilav, makarna ve bunun gibi şeylerln altına gizleyerek yedirebiliyordum. Ona rağmen, tadını alıp "anne, bu kaşığa sebze bulaşmış" deyip, farkettiği andan itibaren yemiyordu. Her gün 1 kase çorba içsin diye, yapmadığım numara kalmıyordu evde. Çünkü çorba yaparken, hangi sebze varsa onu da katıyorum. Amaç: Kuzumun kursağından sebze geçsin...
Geçen yıl, okuldaki yemekleri çoğu zaman yemiyordu. Öğleden sonra gittiği için, evde yaptığı kahvaltı ve okuldaki ikindi kahvaltısı yetiyordu. Öğretmeninden rica etmiştim, biraz ısrar etmesi için.  Belki yer diye umut ediyordum. Ama ısrarla yediği 2 lokma yemeğin sonunda 1 tencere yemiş gibi çıkartmaya başlayınca,  hem ben hem de öğretmeni ısrar etmekten vazgeçtik.
Bu yıl korktuğum gibi olmadı. 1 haftanın sonunda kuru fasulye, yaz türlüsü, sebzeli tavuk ve orman kebabı yediğini duyunca, sevinçten ne yapacağımı şaşırdım.
Allahım, bir insan çocuğunu kuru fasulye yemesine bu kadar mı sevinir!
Ama seviniyor işte. İşin güzel tarafı, meyve de yemeye başladı. Meyve konusunda da çok seçicidir kendisi...

Sonuç olarak, yemek işini de halletmiş gibi görünüyoruz. Nazar değmesin diye dilimi ısırarak, darısı yemeyen bütün kuzuların başına diyorum :))

15 Eylül 2011 Perşembe

Sezon Finali :)

Yaz sezonunun finalini yapmak üzereyiz. Havalar sıcak, yaz daha sürer ama; biz gene de yerleşik hayatımıza dönelim değil mi...
Geçen hafta kuzumun okulu başladı. Sabah erken gidemiyoruz ama, gene de eskiye göre daha erken uyandırıyorum. Zamanla düzene girmeyi umuyorum.
İlk gün biraz ağladı. İkinci gün, hiç ara vermemiş gibi devam etti. Çok seviniyorum bu duruma. Okulda bir kaç aksaklık oldu ama, şimdilik çok memnunum. En önemlisi, çocuğum mutlu :) O mutlu olunca haliyle anne-baba'da mutlu.
Blog yazılarıma verdiğim araya da bir son vermeyi umuyorum.
En kısa zamanda görüşmek üzere...

19 Ağustos 2011 Cuma

Yaz Biterken

Ne yalan söyleyeyim, bu sene ramazan nasıl geçecek diye kara kara düşünüyordum. Sıcak ve yol etkiler mi, oruç tutabilir miyim diye. Ama çok şükür ki ağustos ayı, serin serin geçmeye devam ediyor. Ramazan ayının da yarısını geçtik, geri sayım başladı.

Eskiden, yazdan bahsederken "ağustos'un yarısı yaz, yarısı kış" denirmiş. Niye böyle söylediklerini anlayamazdım. Bir kaç yağmur dışında hiç bir serinlik hatırlamıyorum çünkü... Ama bu sene niye olduğunu anladım :) Şikayetçi değilim, gayet memnunum. bu durumdan. Oldum olası kış aylarını daha çok severim. Yazı sevmediğimden değil ama yaz mı, kış mı diye sorsalar, hiç düşünmeden kış derim. Havanın erken kararması dışında, kışla ilgili bir sıkıntım yok :))

Şimdiden uzun kış gecelerinin hayalini kurmaya başladım bile...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...